Şimdi çok enteresan bir döneme girdik. Biz hayatımızda buna düşünemezdik. Son derece yükselen bir ticaret hacmimiz var. Türkiye’nin sanayisi ve bilhassa da mühendisliği burada harikalar yaratıyor. Yakın gelecekte Rusya bizim burada yaptığımız gibi Türkiye’de okullar açacak. Ve eminim ki Rusya’nın da mühendisleri bizim burada yaptığımız gibi İstanbul’da ve Anadolu şehirlerinde oturacaklar. Bu kaçınılmaz çünkü buradaki sanayi potansiyeli kullanılamamıştır. Çok yakın zamanda Rusya çok önemli bir ortak olacak.
Görülen o ki Türkiye’nin AB’ye entegrasyonu mümkün değil yakın zamanda. Hiçbir akıllı Türkün bunu düşüneceğini zannetmiyorum. Bu bazı insanların bir hayalidir. Ve ben bu hayali lüzumsuz bulanlardanım.
Bugünkü Avrupa medeniyetinin temel kurucularından biri Rusya’dır. Rus edebiyatı, Rus müziği, Rus kimyası ve fiziği, matematiği olmadan bir Avrupa medeniyeti düşünmek mümkün değildir. Ama her şeye rağmen Avrupa, Rusya’yı kendinden saymıyor. İşin garibi de Rusların da Avrupalalılara karşı pek istediği yok. Türkiye’yi de Avrupa’nın kendinden sayması mümkün görülmüyor.
Mühendislerimize iş bulan yerler maalesef Avrupa olmayacaktır. Bizim aslında temasta bulunacağımız yerler tabiî ki en başta Rusya, Ukrayna, Orta Asya’daki cumhuriyetlerdir. AB ile entegrasyonumuzun olması halinde buralarda ticari faaliyetlerimiz büyük ölçüde zorlaşacaktır. Mesela vize uygulamaya başlayacağız. Bazı büyük şirketlerimiz acaba ne bekliyor AB’den buradaki yatırımların, işgücü kolaylıklarının sınırlanmasından başlarına ne gelecek bunun hesabını tam yapıyorlar mı?
Türk kültür merkezi modeli vardır. Servantes, Gothe Enstitüleri bunlar. Biz İstanbul ve Ankara’da Puşkin Merkezleri istiyoruz. Bunların hiçbiri kurulmadı. Niye kurulmadı? Bunlar lazım. Yani İran İslam Cumhuriyeti’nin bile Farsça merkezleri var. Bir sürü insan gidip Farsça öğreniyor. Bunun kurulması lazım. Resmen ve özel fonlarla. Yani inşallah Moskova’da biz Yunus Emre Kültür Merkezi’ni göreceğiz. Türkçe öğrenen, Türk kültürünü tanıtan, konferansların yapılacağı ama ön planda Türkçe öğreten merkezler kurulmalı. Aynı şekilde İstanbul’da Puşkin Merkezleri. Bu hiç tartışılacak bir şey değildir. Hükümet buna fon ayırmıyor ve niçin özel sektörden buna fon yardımları yapılmıyor anlayamıyorum. İnşallah burada bu merkez kurulur. Puşkin’i de Yunus Emre’yi de devlet kuracak. Bunları devletler kurar. Devlet bu işlerle uğraşır başka işlerle değil. Bu çok önemli bir şey. Bu ikisine ben çok önem veriyorum. Buralarda gençlik yetişir. Gençliği kazanırsanız istikbali de kazanırsınız. Gerisi boştur.
Türkiye’de AB’yi destekleyenlerin oranı yüzde 37’ye düşmüş. Bazı adamlar diyor ki, halkın ne düşündüğü önemli değil, onlar ne olacağını bilmez biz buna girmeliyiz. Böyle bir şey olmaz. Demokrasilerde plebisit yapılır. Biz AB’ye mi gireriz girmeyiz mi bunun seçimi yapılır. Yüzde 52 kazanırsa AB’yi diyeceğimiz yok. Ama ne için karşı bu kadar insan düşünmek lazım. Zamanla daha da artacak bu tepki. Şimdiki biraz romantik bir tepki. Ama zamanla düşünmeye başladıkça bu işin AB düşüncesinin gerileyeceğini zannediyorum. Türkiye’de iş çevreleri iyi araştırma yapmıyorlar.
1974’te bizim AB’ye girmemiz söz konusuydu. O zaman Türkleri çok seven Bir İtalyan temsilci vardı. Çok uğraştı. Biz o zaman reddettik. Vehbi Koç dedi ki bizim yeni kurulan şirketler batar. Gitti askerleri ikna etti. Sivilleri ikna etti. Onlar da peki dedi. Büyükelçi İlter Türkmen de karşıydı ama bugün kendisi diyor ki AB’ye illa gireceğiz yoksa ölürüz. Girmeyelim derken çocuk değildiniz bugün niye böyle söylüyorsunuz. Bunlar ikna edici şeyler değil. Ben hiçbir zaman açık olarak yazmadım. İlk defa burada açık konuşuyorum. Sadece şüphe koydum bu olursa böyle olur bu olursa böyle olur diye. Önce istemeyiz diyorlar sonra fikir değiştiriyorlar. Hiçbir büyük şirket bunun araştırmasını yapmıyor. Böyle bir şeye girildiği zaman bu mevzuat dahilinde ben batar mıyım çıkar mıyım? Bunun hesabının yapılması lazım. Mevzuatı bile bilmiyorlar. Gerekli kanunların büyük çoğunluğu hala çevrilmedi Türkçeye. Çevrilenler de yanlış. Bu çok tehlikeli. Girdiğiniz yeri bilmiyorsunuz. Onun için canım Avrupalı olmak istiyor veya bu İslamcılar çok fena azıttılar, sanki AB’ye girince azıtmayacaklar. Ne biçim fundametalizm var orda biliyor musunuz? Felaket bir şey. Bu işlerin biteceğini de hiç kimse zannetmesin. Çok büyük çatışma noktaları çıkacak yeniden.
Bizde Batı karşısında konumunu ayarlayan, laik olan ama aynı zamanda toplumun değerlerine sakin bir şekilde saygı duyan ordudur. İkincisi Dışişleri Bakanlığı ile Ordu Türkiye’de en etkili bürokrasi. Öbürlerinin durumu felaket. Bir kere bir sürü adamın Sivas’tan doğuya geçmediğini görüyorsunuz Türkiye’de. Tarih bilgileri abuk sabuk. Bizim Rusya’ya nazaran en kötü tarafımız bu. Az okumak ve az bilmek. Bu çok önemli bir eksiklik. Benim zamanımda daha cahildik şimdi öyle değiliz. Çok çabuk değişiyoruz. Şimdi bu ikili ekstrem değişiyor, orta kanal artıyor. Artması da lazım. Biz ne batıdan ne de doğudan nefret edemeyiz. Öyle çok fundamentalist de olamayız.
Yaramaz bize. Ama Türk halkı müslümandır. Bunu da herkesin bilmesi ve o değerlere saygı göstermesi lazım. Bir toplumun bazı şeyleri kabul etmesi ve konsensüse gitmesi lazım. Tabii bizim yolumuz çizilmiş Türkiye laik bir Müslüman devlettir. Bunun aksi düşünülemez ve bu tarafıyla da üstün ve kuvvetlidir. Kimse bundan dolayı bize düşman değildir. Bütün İslam ülkelerinde bize karşı saygı ve gıpta vardır. Çünkü biz üreten tek İslam ülkesiyiz. Çıkan petrolü satarak geçinmiyoruz veya fakir sefil değiliz.