RUS-TÜRK
ARAŞTIRMALARI
MERKEZİ

Wednesday, 10 March 2010

РУССКАЯ ВЕРСИЯ Ana sayfa Başsayfa yap Favorilere ekle E-mail
 
Ana sayfa
RUTAM hakkında
Haberler
Makaleler
Linkler
İletişim
Arama
Sık sorulan sorular




 
Ana sayfa arrow Makaleler arrow Kızılordu'dan Taksim'e
Kızılordu'dan Taksim'e Yazdır E-Posta
Moskova’da ne zaman Frunze Askeri Akademisinin önünden geçsem Taksim meydanında yürüyormuşum hissine kapılırım. Gerek akademinin görüntüsü gerekse akademinin bulunduğu sokağın konumu  ile Taksim meydanı arasında  bir benzerlik   bulunmamasına rağmen, Frunze’nin şahsında böyle bir hisse kapılırım. Bazen akademinin önündeki parkta oturup, binayı seyrederken Frunze’nin TBMM’de yaptığı konuşma canlanır hafızamda.  
Frunze adını ilk duyduğum günleri hatırlamıyorum. Ancak, hüzünlü bir sonla biten kısa hayat hikayesinden çok etkilenmiştim. 40 yaşında ameliyat masasında  can veren Kızılordunun kurucularından(Kızılordunun babası) Frunze, Bolşevik devrimi sırasında önemli roller üstlenmişti. Bir çiftçi çocuğu olarak dünyaya gelmiş, daha 19 yaşındayken işçi liderleri arasında yerini almıştı. 1905’de Moskova’daki gösteriler sırasında yakalanıp, yargılanarak idama mahkum edilmiş, idam cezası müebbete çevrildikten sonra Vladimir, Nikolaev ve Sibiryada’ki Alexandrov’da  cezasının bir bölümünü çekmiş ve daha sonra firar etmişti.  Ekim devriminde 2000 kişilik güçlü ordusuyla  Moskova’da Bolşeviklerin yardımına geldikten sonra yıldızı daha da parladı. 1921’de Merkez Komite üyesi, 1925’de ise, Sovyet Devrimci Askeri Konsey Başkanlığına uzandı. Ülser rahatsızlığı yakasını bir türlü bırakmamıştı. Kendi doktorlarının telkinine rağmen, Stalin’in talimatıyla mide ameliyatı olmak üzere 31 Ekim 1925’de yattığı masadan bir daha kalkamadı. Bazı tarihçiler, Frunze’nin ölümünün  arkasında Stalin’in bulunduğunu iddia ediyorlar(1).

Bu bilgilere sahip olduktan uzun bir müddet sonra, Frunze’nin Kurtuluş savaşı yıllarında Ankara’da bulunduğunu, hatta cephede dolaştığını öğrendiğimde çok şaşırdım. Kurtuluş Savaşımızla ilgili tüm kaynakları detaylı bir şekilde incelemeye aldım. Evet, Frunze, 1921’de Lenin’in özel talimatıyla, Türkiye’ye olağanüstü elçi olarak atanmıştı. Frunze bu görevi aldığında şöyle diyor, ‘..Bu görev bana, Ankara’nın Yunan birliklerince ele geçirilmesinin söz konusu  olduğu bir sırada verildi. Böyle bir durumda Sovyet Ukrayna, Rusya’nın da uygun görmesiyle, bu ülkeye elçisini göndererek, tüm dünya önünde Türkiye ile dostluğunu belirtmeyi gerekli saydı’(2).

Frunze ve beraberindekiler, 5 Kasım 1921’de Harkov’dan yola çıkarak 13 Aralık’ta Ankara’ya vardı. Karadeniz kıyılarında kol gezen İtilaf savaş gemileri Frunze’nin Anadolu’ya çıkmasını engellemek için yolcu teknelerini dikkatle izliyorlardı. Trabzon üzerinden Samsun’a gelen Frunze, Yahşihan’a kadar atla, daha sonra trenle Ankara’ya ulaştı. Anadolu’da uğradığı her yerde kendisini karşılayan resmi kişilerin yanında halktan da büyük  ilgi gördü. Ankara’ya gelmesi onuruna düzenlenen mitingde yaptığı konuşma büyük etki yarattı.  20 Aralık 1921’de TBMM’ne hitap etti. Büyük bir ilgi ile izlenen konuşma meclis üyeleri üzerinde derin izler yarattı. TBMM başkanı konuyla ilgili olarak yayınladığı mesajda, ‘.. Kızıl Ordu’nun ünlü bir komutan  ve  şanlı önderlerinden biri olan Frunze’nin seçilerek Türkiye’ye  gönderilmesi, sadece bu olgu bile,  Millet Meclisinde özel bir şükran duygusu uyandırdı.’ Frunze aynı gün Mustafa Kemal’e itimatnamesini verdi. Daha sonra cepheye gitti. 5 Ocak 1922 günü Ankara’dan ayrılarak ülkesine döndü(3).

Son yıllarda bazı internet sitelerinde Frunze’nin Taksim’deki milli mücadele kahramanları anıtında da yer aldığı öğrenmem  şaşkınlığımı daha da arttırdı. Anıtla ilgili tüm resmi ve özel kaynakları araştırdım. Anıtı yapan heykeltraştan, kullanılan mermerin cinsine kadar bir sürü detaylı bilgiye ulaştım ancak, anıtta yer alanların kimlikleriyle ilgili bir belgeye ulaşmam mümkün olmadı. Bu nedenle, sözünü ettiğim internet sitelerindeki bilgileri aynen paylaşmak istiyorum.

‘’Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi? Anıt'ın İstiklal caddesine bakan, Cumhuriyet'i simgeleyen cephesinde, Atatürk'ün hemen arkasındaki figürler arasında iki Rus generalinin heykeli de yer alır. Bunlar, General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov'dur. Büyük Zafer'i ve Cumhuriyet'i simgeleyen ulusal bir anıtta, iki Rus generalinin heykelinin bulunması insanı şaşırtabilir, ama bunun çok ilginç bir nedeni vardır.

Şöyleki;
Türk Ulusu Milli Mücadele esnasında düşmana karşı savaşırken ve tüm dünya kendisine sırt çevirmişken, Sovyetler Türklere yardım elini uzatmış ve yukarıda sözünü ettiğim bu askerlerden General Frunze, Ukrayna elçisi sıfatıyla Ankara'ya gelerek Ankara Hükümeti'yle diplomatik ilişki kurmuştu. Frunze, 20 Aralık 1921 günü Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmasıyla Sakarya Zaferi'ni kutlamış, daha sonra da Türk-Ukrayna Dostluk Anlaşması imzalanmıştı. Mareşal Voroşilov ise savaşın sürdüğü yıllarda askeri bilgisiyle savaşın taktik ve stratejisine katkıda bulunmak istemiş ve bu nedenle de Ankara'ya gelmişti. Sovyetlerin o günlerde yaptığı yardımı unutmayan büyük adam Atatürk, bir jest olarak bu iki generalin heykelinin de anıtta yer almasını istemişti’
(4).

Bir başka site;

‘Maçı kazanan üç büyüklerin taraftarı sevincini Taksim'e taşır, "Kıbrıs Verilemez" diyen kendini burada bulur, işçiler burada zam ister, siyasiler burada nutuk atar. Taksim meydanı, resmi ve gayr-i resmi ilgiye mazhar olmuş bir yerdir. Cumhuriyet Bayramı gibi milli günler için Taksim meydanı ve Taksim Cumhuriyet Anıtı ilk durak olur çoğu zaman.

Cumhuriyet Anıtı, Taksim meydanına anlam veren yegane tarihi dekor olarak meydanla bütünleşmiş. Taksim'deki büyük numayişlerle de içiçe; Cumhuriyet Anıtına tırmanmış insan görüntüleri hafızalarda. Burada şipşak fotoğrafçılar hiç eksik olmaz, yeni-eski ziyaretçiler Cumhuriyet heykeli fonunda fotoğraf çektirmeyi ihmal etmezler...Ve "insan seli" tabiri buraya yakışır.

Peki bütün törenlere, mitinglere ev sahipliği yapan, Türkiye'nin en işlek, en kalabalık meydanı, onca 'ortalıktalığına' rağmen bizden birşey saklıyor olabilir mi? Ya da soruyu daha özelleştirerek sorarsak yanından gelip geçerken Taksim Cumhuriyet Anıtına hiç dikkatlice baktınız mı? "Tabii ki.." ya da " Niye dikkatlice bakalım ki!" sözleri sorunun muhtemel cevapları olur. Peki, Bolşevik Ekim devriminin iki önemli generaline ait heykellerin Taksim Cumhuriyet Anıtında, hem de hemen Atatürk, Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü'den sonra geldiklerini söylersek...

Bu bilgi, tarih kitaplarında ve büyük ansiklopedilerin ilgili maddelerinde pek yer almıyor tahmin edilebileceği gibi. 8 ciltlik İstanbul Ansiklopedisi'ne bakıldığında bazı mimari bilgilerden sonra, anıtın Sıraselviler tarafındaki Cumhuriyeti sembolize eden figürleri anlatırken Atatürk, İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'ın isimleri anılıyor. Diğer kaynaklar ve ansiklopediler heykelin daha çok mali ve sanatsal yönüne değiniyor, bahsini ettiğimiz figürlerden gayri, kimliklere dair pek ayrıntı vermiyor. Halbuki Beyoğlu yönündeki Atatürk'ün en önde olduğu toplulukta yüzü teşhis edilebilen en az on insan figürü yer alıyor. Atatürk, İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, Furunze, Voroşilov... Belki de Tevfik Rüşdü Aras...

Furunze, Kızılordu'nun teorisyenlerinden ve Bolşevik Rusya'nın önemli insanı. Kurtuluş Savaşı'nın sürdüğü sıralarda, 1921'lerde, Anadolu'nun neredeyse her yerini adım adım dolaşmış, Bolşevik Rusya'nın desteğini göstermiş ve bu arada Anadolu halkının Ekim devrimine karşı tutumunu gözlemlemiş. İlber Ortaylı'nın deyimiyle fevkalade bilgili ve antikite bilgisine sahip bir kişi Furunze. Türkiye ile ilgili izlenimlerini Ankara Yolculuğu Konusunda Rapor ve Ankara Yolculuğu kitabında toplamış. Doğan Kitap'tan çıkan Abdula Mardanoviç Samsutdinov'un "Mondros'dan Lozan'a Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi: 1918-1923" adlı kitap bu yakınlaşmayı anlatması ve bu dönemki Türk-Rus ilişkilerini okumak bakımından ilginç anektodlar içeriyor. Kitapta, Atatürk'ün ya da Cumhuriyet'in önde gelenlerinin Sovyet Rusya ile sıcak ilişiler kurdukları görülüyor. Zaten Moskova Antlaşması da bu ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı 1921'de yapılıyor.

K. Yefremoviç Voroşilov ise Kızılordu'nun önde gelen generallerinden. Daha önceleri Türkiye'ye gelmekle beraber Cumhuriyet'in onuncu yıl kutlamalarına katılıyor ve fotoğraflardan bu törenlerde Atatürk'ün yakınında yer aldığı görülüyor. Bu dönem Sovyet Rusya Türkiye'nin müttefikidir. 1921'de Moskova anlaşmasıyla yoğunlaşan ilişkiler giderek ilerler. Furunze ve Voroşilov'un maddi ve manevi destekleri her zaman devam eder. Somut bir örnek olarak 1927'de Sovyetlerden gelen pek çok tank, top gibi ağır silahların Tophane Limanı'ndan Türkiye'ye giriş yapmış olması verilebilir. Özetle Cumhuriyet'in ilk dönemlerindeki Türk-Rus ilişkilerinin Taksim meydanındaki anıt kadar gizemli olduğu söylenebilir.

Şimdiye kadar anlatılanların bir kısmını önceden biliyor olmanız mümkün. Çünkü bizden önce konuyu dile getiren bir kaç yazı ve bir kaç yazar var. Taksim'deki iki Rus generalinden ilk bahseden kişi Çetin Altan. Nebil Özgentürk ve Mustafa Armağan da bu konudaki yazılarına referans olarak Çetin Altan'ı göstermişler.

Nebil Özgentürk'ün araştırmasına göre adı geçen Rus generallerin anıta konulması bizzat Mustafa Kemal'in isteği ile olmuş. Heykeltraş Canonica'nin Atatürk'e olan yakınlığı bu düşünceyi destekliyor. Burada iki soru sorulabilir. Sovyet generallerinin Cumhuriyet Anıtında yer almaları nasıl açıklanabilir? Ve "Anıtta iki Rus generalinin de olduğu niye açıklanmıyor?" Birinci sorunun cevabı olsa olsa kadirşinaslık ve o günkü konjonktürel durum olacaktır. Ancak ikinci soruya cevap bulmak güç. Taksim Anıtı, insanların yaşadıkları şehirlere karşı yabancılaşmalarına gösterilebilecek bir örnek sadece. Konuştuğumuz tarihçi ve araştırmacılar tarihi gerçeklerin "önemsiz" kabul edilse bile bilinmesinin zararı olmayacağı konusunda hemfikir. Üstelik tarihi gerçeklerin bir gün ortaya çıkma gibi bir huyu var.

Belki bu anıtın gerçek öyküsünü bilen vesika sahibi kişiler ya da kurumlar vardır da bizleri bilgilendirirler(5).

Kurtuluş Savaşı tarihimiz üzerinde yazılan tüm kitaplarda, Türk – Sovyet yakınlaşmasıyla ilgili olarak farklı bakış açılarından kaynaklanan farklı yaklaşımlar gözlemlenir. Bazı kaynaklar, Savaş esnasındaki Sovyet askeri malzeme ve para yardımı olmasaydı, Kurtuluş Savaşımızı zaferle sonuçlandırmamızın mümkün olamayacağını ve hatta savaş stratejimizde Sovyet Askeri uzmanlarının katkılarını belirtirken, bazı yazarlarımız da, Sovyet yardımlarının abartıldığı kadar büyük boyutlarda olmadığından bahsederler.

Milli mücadele döneminde Türk –Sovyet ilişkilerinin dışa yansıyan dostça tarafının arka planında iki devlet arasında çıkar çatışmaları da hakimdi, ancak, bu çatışmalar ilişkilerin kopmasına neden olmadı(6) şeklinde bir yaklaşım sergileyerek bilimsel bir araştırmaya imza atan sayın Yüceer de, çıkar çatışmalarına rağmen ilişkilerin kopmadığını kabul ediyor. Bir başka önemli kaynakta ise, Milli mücadele yıllarında Sovyetlerle ilk temasların ne zaman ve nerede cereyan ettiğine dair önemli bilgilere yer veriliyor. Mustafa Kemal Samsun’a çıkmadan önce, adı bilinmeyen bir Rus albayı ile Kazım Özalp’ın Balıkesir’de görüştüğü ifade ediliyor(7). Bir başka görüşme de Haziran 1919’da Havza’da oldu. Albay Budeni, Sivas kongresine gitmekte olan Mustafa Kemal tarafından kabul edildi. Her iki görüşmede de, Türk Dostluğuna karşı Ruslar yardım teklifinde bulundular(8). Kurtuluş Savaşımızla ilgili çok önemli kaynaklardan bir tanesi olan S. Yerasimos,  Havza’da gerçekleşen görüşmenin, bazı kaynaklarca, Mustafa Kemal ile Mustafa Suphi temsilcileri arasında cereyan ettiğinin de var sayıldığına işaret eder. Ayrıca, Yerasimos, Havza’da bir görüşmenin olduğunu ancak, bunun resmi bir Sovyet heyeti ile olmadığını açıklamaktadır(9). 

Savaşın başlamasından önce,  stratejisinin belirlendiği dönemde de var olan ilişkilerin   cereyan ettiği koşulları ve bu iki ülkenin ortak düşmanlara karşı mücadele verdiklerini unutmamamız gerekiyor. Bu dönemdeki ilişkileri objektif olarak  inceleyecek ve özgürce yazabilecek yansız bilim adamlarının toplumu aydınlatmaları açısından   büyük bir görevle karşı karşıya olduklarına inanıyorum. (www.aydinsezer.com)

< Onceki   Sonraki >
Sık okunanlar

© 2004-2010 RUTAM
info@rutam.org

İletişim
E-mail: info@rutam.org Tel.: +7 (495) 981-0737 Faks: +7 (495) 981-0738