RUS-TÜRK
ARAŞTIRMALARI
MERKEZİ

Wednesday, 10 March 2010

РУССКАЯ ВЕРСИЯ Ana sayfa Başsayfa yap Favorilere ekle E-mail
 
Ana sayfa
RUTAM hakkında
Haberler
Makaleler
Linkler
İletişim
Arama
Sık sorulan sorular




 
Ana sayfa arrow Makaleler arrow Türkiye ve Rusya'da niçin reform yapılamaz?
Türkiye ve Rusya'da niçin reform yapılamaz? Yazdır E-Posta
Her iki ülkenin güçlü bir devlet yapısına sahip  olduğu iddia edilir.

Her iki ülkeyi de aslında bürokrasinin idare ettiği sanılır. Yürütmenin başında bulunanlar sürekli olarak buna işaret edip, bürokrasiye söz geçiremediklerini ifade ederler.

Her iki ülkedeki reform sürecinde dirençle karşılaşılmaktadır. O halde, reformların yapılamamasındaki ortak noktalar  nelerdir?

 
Batılı ekonomistler Rusya’daki reform sürecini değerlendirirken, Rusya’da devletin güçlü bir hiyerarşik bürokratik model üzerine oturtulduğunu ifade ederek, kesin hatlarla belirlenmiş sorumlulukları ve yetkisi bulunan yönetim birimlerinin üstten gelen emirleri aynen yerine getiren bir anlayışa sahip oldukları varsayımıyla hata yapmaktadırlar(1). Aslında böylesine hiyerarşik, yetki ve sorumluluk sahibi ve üstten gelen emirleri aynen yerine getiren bir yapı söz konusu olsa, bu yapı  reform sürecine direnmez, daha doğrusu direnemez. Çünkü, baştaki, örneğin Putin gibi, reformcu, aydın, vizyon sahibi, iradesi ve büyük halk desteği olan güçlü bir liderin girişimleri bürokratik yapılar tarafından talimat gibi algılanarak reformlar gerçekleştirilirdi.

Her iki ülkede de bürokrasinin temelinde ‘kayırıcılık’ bulunduğu için bürokrasi tembeldir. Tembel olduğu için, kendi düzenini yok edecek reformlara karşı olması aslında çok doğal. Bu tembel yapılar nasıl oluyor da, güçlü birer direnç mekanizması haline dönüşüyor? Üstelik, siyasilerin ülkeyi yönetmek adına, yetersiz ve çoğu siyasetten gelme yandaşlarını üst bürokratik görevlere atadıkları için sürekli olarak dejenere ettiği ‘otoriter temelli ancak, yoz ve ‘ucube’ bir yapıya  dönüşmüş bu mekanizmalar nasıl oluyor da reformlara direnç gösterebiliyor?

Bürokrasideki  kayırıcılık sistemi en üstten en alt birime kadar federal, bölgesel ve yerel seviyede geçerlidir. Kayırıcılık modern Rusya’nın yarattığı bir şey değildir. Stalin döneminde ortaya çıkmış Sovyetlerin çöküş döneminde gelişmiş, post Sovyet dönemde sadece yeniden şekillenmiştir(2). Türkiye’de de bürokratik kayırıcılık yeni bir olgu değildir, 1950’lerden itibaren tüm siyasi iktidarların, kendi ekipleriyle daha rahat çalışabilmek adına, yozlaştırarak bugünkü konuma taşıdıkları bir yapıdır.

Her iki ülkede de reformların yapılması iş çevrelerinin çıkarlarına ters düşmüyor aslında, ancak, Türkiye, Rusya ve birçok gelişme yolundaki ülkeye özgü olarak, ‘İŞ ÇEVRELERİ’’ tanımını yapmamız şartıyla. Bu ülkelerde, iş çevrelerini ikiye ayırmak gerekiyor. Varlıkları bu kayırıcı bürokratik devlet yapısına bağlı, devletten geçinmeli iş çevreleri ile modern anlamda bildiğimiz iş çevreleri. Birinci gruptakilerin yaşaması bahsettiğimiz kayırıcı bürokrasinin varlığına bağlı. Kısaca, iş çevrelerini de reform yanlıları ile mevcut sistemden beslenen reform karşıtları olarak ikiye ayırmamız gerekiyor. Bu çevreler gerektiğinde yönetime yaklaşmada, o iddia edilen güçlü bürokratik yapıları devre dışı bırakabiliyor. Örneğin Rusya’da bir zamanlar Yetsin’in koruması ve kızı bile bakanlardan daha etkiliydi. Türkiye’de de son elli yılda, kimlerin Başbakana ulaşmada bürokrasiden daha etki olduğunu hatırlayabiliriz. Ayrıca, her iki ülkede, yürütmenin başında bulunanların ilk çemberinde yer alan renkli kişiler veya güç odakları  da her zaman etkin olmuştur.

Aslında, her iki ülkede de yönetim kademesindeki güç merkezlerinde yetki ve sorumluluklar arasında  kesin hatlar bulunmuyor. Yeltsin döneminde devlet yapısındaki güç merkezleri Kremlin ve hükümetti. Putin döneminde ise, durum biraz daha kötüleşmiş bulunuyor. Üçüncü bir merkez ortaya daha çıktı, FSB(3). Türkiye açısından bakıldığında sürekli olarak asker – sivil yönetim ikilemini yaşardık. Buna şimdi, Sayın Sezer’le birlikte bir başka merkezi daha ilave edebiliriz. Bu güç merkezleri zaman zaman birbirleriyle adeta savaş halindedirler. Rusya’da hükümet ekonomik kaynaklara sahip fakat politik desteği yok, Kremlin siyasi güç ama parası yok,  FSB ise, güç kullanımından ve başkana kolay ulaşabilmekten hoşlanıyor ancak, refah dağılımı konusunda daha fazla söz sahibi olmak istiyor. Sonuç olarak kimse ekonomik ve politik oyunda kuralları uygulayamıyor. Yukos örneğinde olduğu gibi Kaos ve enteresan ilişkiler yumağı mevcut.

Khodorkovsky gibi yaramaz bir çocuğu başkalarına örnek olması için cezalandırmak bir yöntem olabilir. Bu durumda milli bir yatırımın geleceği ne olacak? Bu yatırımı hangi hakla ve niçin cezalandıracaksınız? Belki de millileştirmeye gideceksiniz, reformlar yolunda ‘millileştirme’. Bu da yeni güç merkezlerinin oluşması, rüşvet ve kayırıcılığın büyümesine neden olacak(4). Türkiye’de cezalandırılan Uzan mı, yoksa yatırımları mı, ben anlamış değilim. Bu noktada milli niteliği olan bir yatırımın da adeta yok edilmesi söz konusu olabiliyor. Üstelik böyle bir ekonomik ortamda.

Her iki ülkede de hukuk aynı düzlemde. Geri planda. Mevcut sistem  kendi hukukunu da oluşturmuş. Bu hukuki alt yapıya uygun bir yeni sistem inşası mümkün olabilir mi?

Eğer yapılabilecekse önce yargıda reform yapılmalı ki, bu sayede yeni  hukuki  zeminde yeni bir sistem inşa edilebilsin.

Yoksa hukuka uygun olarak batıyor olmamız gerçeğini değiştiremeyeceğiz.

Yağmacı bir devlet yapısı herkesin çıkarı için reform yapamaz(5).

----------------------------------------------------------------------------

* Rusya ile ilgili bölümler, 20 Ağustos 2004 tarihli   The Moscow Times’da yer alan  Yevgeni Albats’ın (Department of Political Science Moscow Higher School of Economics) okur mektubundan alınmıştır.

(www.aydinsezer.com)
< Onceki   Sonraki >
Sık okunanlar

© 2004-2010 RUTAM
info@rutam.org

İletişim
E-mail: info@rutam.org Tel.: +7 (495) 981-0737 Faks: +7 (495) 981-0738